Bir atkının içine sığan kararsızlık: İpek mi kaşmir mi daha iyidir?
Ozdenrentacar sayfasına hoş geldiniz! “İpek mi kaşmir mi daha iyidir” hakkında hazırladığımız bu özel içeriğin tadını çıkarın.
Kayseri’nin kışını bilen bilir. Rüzgâr öyle bir eser ki, sadece yüzünü değil, insanın içini de üşütür. Çocukken bu soğuğu hep abartı sanırdım ama büyüdükçe anladım: burada kış sadece mevsim değil, bir karakter gibi. Sert, sessiz ve bazen acımasız.
O gün yine böyle bir gündü. Gri bir sabah, camın kenarına oturmuş, elimde eski bir defterle dışarıyı izliyordum. İçimde garip bir huzursuzluk vardı. Sanki bir şey eksikti ama ne olduğunu bilmiyordum. Belki de insan bazen sadece bir duygunun eksikliğini hisseder, adını koyamaz.
Tam o sırada annem seslendi:
“Dışarı çıkarken kalın giyin, hava çok soğuk.”
Basit bir cümleydi ama o gün bana başka bir şeyi hatırlattı. Geçen hafta vitrinine uzun uzun baktığım o mağazayı.
O mağaza, o vitrin ve içimde kalan bakış
Şehir merkezinde yürürken bir mağazanın önünde durmuştum. İçeride yumuşak ışıklar vardı. Camın arkasında iki şey dikkatimi çekmişti: biri incecik, zarif bir ipek şal; diğeri ise ağır, tok duran kaşmir bir atkı.
O an içimden tek bir soru geçmişti: İpek mi kaşmir mi daha iyidir?
Sorunun basit olduğunu sanmıştım ama o an bile içimde bir şeyleri karıştırmıştı. Çünkü sadece iki kumaşı değil, iki hissi kıyaslıyordum aslında.
İpek hafifti. Neredeyse dokunsan uçacak gibi. Zarif, kırılgan, neredeyse şiir gibi.
Kaşmir ise başka bir şeydi. Daha ağır, daha güvenli. Sanki “ben buradayım” diyordu. Sarıldığında seni bırakmayacak bir sıcaklık gibi.
Ama o gün karar veremedim. Sadece baktım ve uzaklaştım.
Çocukluk hatırası: Annemin kaşmir atkısı
O gece uyumadan önce çocukluğum geldi aklıma. Annemin yıllardır sakladığı kahverengi bir kaşmir atkı vardı. Onu sadece çok soğuk günlerde çıkarırdı. Küçükken o atkının içine sarıldığımda dünyanın en güvende hisseden insanı ben olurdum.
Bir gün sormuştum:
“Anne bu neden bu kadar sıcak?”
Gülmüştü.
“Çünkü kaşmir kolay kolay bırakmaz.”
O cümle o zaman anlamlı gelmemişti. Ama şimdi düşünüyorum da, bazı şeyler gerçekten de insanı bırakmıyor. Kaşmir gibi. İnsanlar gibi. Anılar gibi.
Belki de o yüzden o mağaza vitrininde içim kaşmire daha çok kaymıştı. Ama ipeğin hafifliği de aklımı kurcalamıştı. Çünkü hafif olan şeyler bazen insanı daha özgür hissettirir.
Bir günün değişimi: Soğuk ve seçim
Bir hafta sonra hava daha da sertleşti. Kayseri’de rüzgâr öyle bir şiddetle esiyordu ki, nefes almak bile dikkat istiyordu. O gün işe giderken dolabımın önünde uzun süre durdum.
İki seçenek vardı:
İncecik, zarif bir ipek fular
Sıcak, ağır bir kaşmir atkı
İçimde tuhaf bir kararsızlık vardı. Sanki sadece bir aksesuar seçmiyordum. Kendime nasıl bir gün yaşatacağımı seçiyordum.
İpeği elime aldım. Hafifti. Parmaklarımın arasında kayıyordu. Sanki “beni seç, daha az yük ol” diyordu.
Sonra kaşmiri aldım. Sıcaklığı bile elime geçiyordu. Sanki “beni seç, yorulmayacaksın” diyordu.
O an tekrar sordum kendime: İpek mi kaşmir mi daha iyidir?
Ama bu sefer cevap daha karmaşıktı. Çünkü mesele sadece kumaş değildi. Mesele bendim.
Günün içinde kaybolan hisler
Dışarı çıktığımda kaşmir atkıyı boynuma dolamıştım. İlk adımda farkı hissettim. Soğuk vardı ama bana ulaşamıyordu. Sanki küçük bir dünya yaratmıştı etrafımda.
Ama garip bir şekilde içimde bir eksiklik vardı. Sıcaklık iyiydi ama biraz ağırdı. Sanki beni sararken biraz da bağlıyordu.
O gün öğle arasında bir kafeye girdim. Pencereden dışarı bakarken bir kadın gördüm. İnce bir ipek şal takmıştı. Rüzgâr şalı hafifçe hareket ettiriyordu. Sanki kumaş değil de düşünceydi.
O an içimde bir şey kıpırdadı.
İpek: Hafifliğin taşıdığı kırılgan mutluluk
İpeği izlerken şunu düşündüm: Bazı insanlar hafif yaşar. Bazı anlar da öyle. Üzerinde yük yokmuş gibi.
İpek bana hep böyle hissettirdi. Sanki hayatı daha az ciddiye almak gibi. Daha az tutunmak ama daha çok hissetmek gibi.
Ama bir yandan da korkutuyordu. Çünkü hafif olan şeyler kolay kaybolur.
Bir arkadaşımın vedası geldi aklıma. Hiç dramatik değildi ama içimde ağır bir boşluk bırakmıştı. O da sanki ipek gibiydi. Güzel ama tutması zor.
Kaşmir: Güvende olmanın sessiz ağırlığı
Kaşmir ise bambaşka bir his. Kayseri’nin soğuğunda yürürken boynuna sardığında sana “devam et” diyor.
Ama bazen de insanı içine çekiyor. Sanki “burada kal” der gibi.
O gün bunu daha net anladım. Kaşmir bana güven veriyordu ama aynı zamanda biraz da alışkanlık gibi hissettiriyordu. Konfor alanı gibi.
Ve ben o gün şunu fark ettim: Konfor her zaman iyi hissettirmiyor. Bazen insanın biraz üşümesi gerekiyor.
Bir karar anı: Ne hissettiğimi anlamak
Akşam eve döndüğümde atkıyı çıkarıp yatağın üzerine bıraktım. Uzun süre baktım.
İçimde iki ses vardı.
Biri diyordu ki: “Sıcak kal, güvenli ol, kaşmir doğru seçim.”
Diğeri ise fısıldıyordu: “Biraz hafifle, ipeği seç, kendini bırak.”
O an fark ettim ki aslında “İpek mi kaşmir mi daha iyidir?” sorusunun cevabı yoktu. Çünkü bu bir yarış değildi. Bu bir ruh haliydi.
İnsan bazen sarılmak ister, bazen uçmak.
Ertesi gün: Küçük bir değişim
Ertesi sabah farklı bir şey yaptım. Kaşmir atkıyı yine aldım ama ipek fuları da çantama koydum.
Bu bile garip bir denge hissi verdi. Sanki iki farklı ben yan yana duruyordu.
Dışarı çıktığımda hava daha da soğuktu. Kaşmir boynumdaydı. Ama gün içinde bir an geldi, kafede otururken ipeği çıkarıp bileğime doladım.
O küçük hareket bile içimde bir şeyi değiştirdi. Sanki hayat tek bir his olmak zorunda değilmiş gibi.
İpek ve kaşmir arasında büyümek
Zaman geçtikçe şunu anlamaya başladım: İnsan tek bir şeye ait olamıyor.
İpek gibi hafif hissettiğim günler oluyor. Hiçbir şeyi kafaya takmadığım, rüzgârla birlikte yürüdüğüm günler.
Kaşmir gibi ağır ama güvenli hissettiğim günler oluyor. Daha içine kapanık, daha düşünceli.
Ve ikisi de bana ait.
Kayseri’nin soğuğu bile artık eskisi kadar sert gelmiyor. Çünkü artık sadece dışarının değil, iç dünyanın da katmanları olduğunu biliyorum.
Sonunda kalan his
Bunu da Okuyun: Kariyer.net'i kim kurdu ?
Bugün geriye dönüp baktığımda o vitrin hâlâ aklımda. O ipek ve o kaşmir hâlâ orada duruyor gibi.
Ve ben hâlâ bazen aynı soruyu soruyorum:
İpek mi kaşmir mi daha iyidir?
Ama artık cevabı aramıyorum. Çünkü öğrendiğim şey şu: İyi olan şey kumaş değil, o an neye ihtiyaç duyduğun.
Bazen sadece hafiflik istiyorsun. Bazen de seni bırakmayacak bir sıcaklık.
Ve insan büyüdükçe ikisine de ihtiyaç duyduğunu kabul ediyor.